Mutlak Müderrisin Mutlak İlim Tedrisatı

SOHBET - İBRAHİM SANCAK

 

Asrısaadet, mutlak ilmin teşrif ettiği zaman dilimidir. Mutlak ilim, Kur'an-ı Kerim'dir. Mutlak ilim kime teşrif eder? Yeryüzündeki mutlak müderrise… Yeryüzündeki mutlak müderris, Risalet'tir. Mutlak ilim, muhakkak ki yeryüzüne, yeryüzündeki mutlak müderrise iner, öyle de olmuştur. Mutlak ilim ve mutlak müderris varsa bir talebe kadrosu da vardır ve o talebe kadrosu diğer talebelere benzemez. Mutlak ilmin tedrisatını yapan mutlak müderrisin talebesi de mevzua muvafık ve münasip kıymettedir. Sahabe-i kiram, yeryüzünde benzeri olmayan talebe kadrosudur. Mutlak ilmin tahsilini, mutlak müderristen yapmış olmak cihetiyle ve diğer talebelerden tefrik zaruretiyle sahabe-i kiram, tekrarı mümkün olmayan bir mutlak talebe kadrosudur. Mutlak müderrisin mutlak ilmi, mutlak talebelerine intikalinin usulü, sohbettir.

 

İlim telakkimiz unutulunca müderris telakkimiz de unutuldu, talebe telakkimiz de unutuldu, tedrisat telakkimiz de unutuldu. İlim telakkisinin temeli ve ilk tezahürü, ilimlerin tasnifidir. İlimleri tasnif etmediğimiz için her türlü bilgiye ilim muamelesi yapıyoruz.

Haki Demir, "İslam Medeniyet Tasavvuru-4 İlimlerin Tasnifi" isimli eserinde, önce tasnif üstü bir tasnif yapar; mutlak ilim, nispi ilim, izafi ilim… Mutlak ilim, Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyedir ve bu ikisinden ibarettir. Zaten din de budur. Nispi ilim, akl-ı selim sahibi Müslüman'ın, mutlak ilimden anladıklarının tedvin ve tertip edilmiş halidir. Mutlak ilim, kaynak olarak sabit olduğu için tasnif üstüdür bu sebeple ilimlerin tasnifi nispi ilimlere aittir. İzafi ilim, gayrimüslimlerin kendi akıllarıyla yaptıkları tetkik çalışmalarından elde ettikleri bilgi yekûnudur.

 

Mutlak ilmi, Mutlak Müderris'ten tahsil eden sadece sahabe-i kiramdır. İlk talebe kadrosundan sonra mutlak ilmi, Mutlak Müderris'ten tahsil etme imkanı kalmamıştır. Bu sebepledir ki, mutlak ilmin tahsili, mutlak talebelerin yolunu izler.

Sahabe-i kiramı tahfif edenler, onlar olmadan mutlak ilmi tahsil imkanı olduğunu vehmedenler, onları aradan çıkarıp doğrudan Kitab-ı Kerim'e muhatap olmaya çalışanlar, her türlü bilgiye ilim muamelesi yapacak kadar seviyesiz insanlardır.

 

Mutlak Müderris'in tedrisat usulü olarak sohbeti kullanması, muhakkak ki sayısız hikmeti muhtevidir. Sohbet, Fahr-i Kainat (s.a.v) Efendi'mizin hayatında hem tedrisat usulüdür hem de içtimai münasebet usulüdür. Vakıa O, kesintisiz şekilde müderristir, bu manada içtimai münasebetleri de müderrisliğinin dairesi içindedir. Bununla beraber hayatın bir de içtimai seyri vardır ki o da sohbet üzeredir.

Efendimizin (s.a.v) sohbeti de Risalet'inin tezahürü olup münhasırdır. Dünyada hiç kimsenin sohbeti, tereddüt yoktur ki O'nun sohbetine muadil değildir. Bu cihetle hiç kimsenin sohbetinin meyvesi, sahabe-i kiram değildir.

“Mutlak ilim, kendisinde hiçbir tereddüt olmayan, bu sebeple de iman mevzusunu teşkil eden ilimdir. Akıl, kendi başına asla mutlak doğruya ulaşamayacağı için mutlak ilim tetkik, tahkik ve tefekkürün neticesi değildir. Öyleyse mutlak ilim, münhasıran kaynağıyla sabittir. O, vahiydir.” (İslam Medeniyet Tasavvuru-4 İlimlerin Tasnifi)

 İman mevzusu olan mutlak ilim, muhakkak ki üzerinde akılla (haşa) gevezelik yapılacak herhangi bir bilgi çeşidi değildir. Lâ teşbih, fizik bilimi üzerinde yapılan düşünce temrinleri veya ihtimaliyet hesapları yapılamaz. Sahabe-i kiram, Mutlak Müderris'ten mutlak ilim tedrisatı gören tek içtimai kadro olduğu için mutlak ilmin tahsil ve idraki, onların anlayış çerçeveleriyle mahduttur. Aksi her ihtimal, Risalet müessesesini izahsız ve (haşa) lüzumsuz kılar.

 

“Bizim için (sahabe-i kiramdan sonraki nesiller için) mutlak ilmin tahsili, doğrudan değil nispi ilimler marifetiyle mümkündür. Çünkü nispi ilimler (mesela tefsir, fıkıh, kelam) mutlak ilmin tahsil ve idrak usulüdür. Nispi ilimlerin tamamı mutlak ilmin usul ilmidir, sadece nispi ilimlerdeki usul ilimleri değil… Mutlak ilim ile nispi ilim münasebetinin temel hususiyetlerinden birisi zaten budur; nispi ilimlerin toplamı, mutlak ilmi anlamayı mümkün kılan vasıtadır, vasıtanın en kıymetli hali de “usul” halidir.” (a.g.e.)

Şu ifade meseleyi teşhis edici kıymettedir: “Nispi ilimlerin tamamı mutlak ilmin usul ilmidir”. Sahabe-i kiramdan başlayan onların anlayış çerçevelerini tedvin ve tertip eden böylece usul bahsini tanzim ve tavzih eden kadim ilim mecramız, Mutlak İlme muhatap olmanın yolunu göstermiştir.

 

Müderrisi Risalet olan tedrisat, muhakkak ki Risalet'in tezahürüdür. Bu cihetiyle tekrarı kabil değildir ve hiçbir şartta o tedrisatın neticesini elde etmek mümkün olmaz. Bununla birlikte aynı zamanda sünnet olan sohbet, adabınca yapıldığında, beşerî her türlü usulden çok daha verimlidir.

Malumdur ki Sünnet, Risalet'in tezahürünün ve tesirinin devam etmesidir. Sünnet-i seniyyeye riayetin bir hikmeti de bu olsa gerektir. Çünkü tezahür, aslının mührünü ve izini taşır. O izi takip etmek, aslına yani kaynağına gitmektir.

 

Sohbet, Risalet tedrisatı olduğuna göre, tedrisatın ve tedrisat anlayışımızın temelidir. Tedrisata dair her ne söyleyeceksek, sohbet merkezinde olacaktır. Sohbet üzerinden bir tedrisat anlayışı geliştiremezsek ve tedrisatın her safhasında farklı sohbet usulleri oluşturamazsak batıdan nakledilen “eğitim-öğretim metoduna” mahkumiyetimiz devam eder.

Batının pozitif bilimlerinin işgali altında olduğumuz bu çağın kurtuluşu, önce tedrisat anlayış ve usulünü geliştirmektir. Batı metoduyla İslam'ı okuma çabası, malumdur ki oryantalist okumadır. Oryantalist okumadan ortaya çıkacak netice, ancak ve sadece günümüzün mealci türünden reformistleridir.

İletişime geç: dergi@seferidergisi.com

seferidergisi@gmail.com

Bizi TakipEdin

Tasarım  I  Adnan Tanır