(Hizmetçi, çiçekleri suladıktan sonra duyduğu ses üzerine yatak odasına doğru hareket eder.)

Hizmetçi:

Kim bilir neler gizliyor bu eski kapı ardında,

Belki bir beyzade, belki kara bir kurbağa!

Kapıyı açmadan bilmek ne mümkün ne gizlediğini

Bakalım kader ne sunacak bana?

 

(Hizmetçi odaya girince çekmeceleri karıştıran birini görür.)

Koro:

Peynir arayan bir fare değilse eğer çekmeceleri karıştıran,

Ve akıl gitmediyse henüz baştan

Bir hırsız girmiş beyimizin odasına.

Yakalamalı bunu bir fenalık yapmadan

 

(Hizmetçi yan tarafındaki masanın üzerinden aldığı vazoyla hırsızın kafasına vurur. Çığlıklar atarak sesini ev sahibine duyurmaya çalışır. Ev sahibi o sırada kameriyede çay içmektedir.)

Ev Sahibi:

Biraz huzur isterim çok mudur?

Bana rahat bir gün yok mudur?

Daha yarısına bile gelmeden bardağın

Hizmetçi odamda ne bulmuştur?

 

(Yatak odasına gelen ev sahibi, hizmetçisinin hırsızın üzerine çöktüğünü görür.)

Ev Sahibi:

Bir tavşan bir aslanın üzerine nasıl çöker?

Kanlara bulanmış bir taş belki de bunu izah eder.

Neler oluyor burada? Nedir bu vaziyet?

Hemen açıkla, merakımı gider.

 

Hizmetçi:

Bir fare yakaladım gözleri kanlı,

Çekmecelerinizi kurcalıyordu baya heyecanlı.

Üzerine çöktüm affetmedim,

Vazomuz da sağlammış artık sadece biraz kanlı

 

Ev Sahibi:

Bu hain servetime göz dikmiş,

Beni fakir, seni aç bırakmaya niyetlenmiş.

Ben bir ip getiriyorum, hemen ellerini bağlayalım.

Mahkemeye gidelim, bakalım adalet neredeymiş?

 

(Ev sahibi evin bodrumundan bir ip getirir ve hırsızın elleriyle ayaklarını birbirine bağlarlar. Hırsızı yolda sürükleyerek götürürler. Onları gören insanlar hep birlikte söylemeye başlar.)

İnsanlar:  

Ah ne hale geldi bu güzel kasaba,

Kurtla kuzu dost idi bu eşsiz çayırlarda,

Kalmadı mert, şimdi herkes namert,

Ne zaman kalkacak bu karanlık ve puslu hava?

 

(Mahkemeye varırlar.)

Ev Sahibi:

Nöbetçiler, nöbetçiler!

Böyle bir alçağı tutmadı bu eller.

Alın bunu titreyen, narin ellerimden.

Bu hırsız daha sertlerini hak eder!

 

(Nöbetçiler hırsızı alır, kürsüye çıkarırlar.)

Ev Sahibi:

Hâkim bey, hâkim bey!

Şikayetim var bre hey!

Evime bir yabancı girdi elleri kirli.

Servetimi hiç etti, beni kederli bir bey

 

Hâkim:

Böyle feryat işitmedi bu kulaklar

Böyle yıkım görmedi bu duvarlar

Anlatın bildiklerinizi ortaya çıksın

Kimin eli kirli, kim içinde ne saklar

 

Yazmaya başla ey kâtip, şaşırma!

Fazla kağıt kullanma, sakın ha!

Dürelim bu hırsızın defterini

Sonra çıkalım yemek arasına

 

Kâtip: 

Bende yanlış olmaz, merak etmeyin

Lakin mürekkep az, uzun etmeyin

Ellerim pek titrektir ama

Kafam dinçtir endişe etmeyin

 

Hâkim:

Anlat bakalım efendi, neler dönüyor

Kim bu çirkin suratlı herif senden ne istiyor?

Yüzüne bakmaktan korkuyorum

Kim bilir kalbinde ne gizliyor

 

Ev Sahibi:

Bu yaratığı tanımam, etmem

Servetime göz dikmiş neden bilmem

Kameriyemde çay içerken bir çığlık işittim

Kendisine sorun öncesini, ben bilmem

 

Hâkim:

Anlat bakalım sadık hizmetkâr

Ant iç önce olacağına dürüst, kanuna itaatkâr

Burada yalan söylemek suçtur

Yeltenmeyesin zinhar

 

İletişime geç: dergi@seferidergisi.com

seferidergisi@gmail.com

Bizi TakipEdin

Tasarım  I  Adnan Tanır