Düşünmemenin Düşündürdükleri

NESİR - FURKAN TAŞ

 

“Düşünmek, fikir ağacının toprağıdır” diyorum ben. İnsanoğlunun diğer yaratılmışlardan en temel farkı olan bu eylem, aklın ve insanın potansiyelinin ana öğünüdür aynı zamanda. Düşünmek; gelecek kaygıları gütmek, maddi planlamalar yapmak değildir yalnızca. Sorgulama vardır temelinde. Yaratılış misyonunu, yaratıcısını ve bu suretle varlığını sorgulamak... Bütün bu sorgulardan uzak bir düşünce değirmeni, sadece zamanı öğütür madde ekseninde. Başta da söylediğim gibi, fikir ağacı düşünceden beslenir. Oysa modern insanın toprağı kurak ve bitkisi çalıdan ibaret ne yazık ki… ”Düşünmek ruhun kendi kendine konuşmasıdır.” demiş, Eflatun. Bu söz düşünmek fiilinin insanoğlu için ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Peki biz uzay çağı insanı, ne kadar düşünüyoruz acaba?

 

İnsan beyni temelde iki loptan oluşur. Sağ taraf duygu, sol taraf mantık işlemleri ile meşgul olur. Günümüzde, maalesef insan düşünceleri sol yandan idare edilmekte ve bu durum modern kölelik sisteminin aslında birey üzerindeki en belirgin etkisini temsil etmektedir. Belirli bir miktar maddi gelir karşılığında, mekanik bir sistemde çalıştırılıyoruz ve emperyalizmin illüzyon kartlarıyla (kredi kartları) efsunlanan beynimizde sadece popüler kültürün tüketim canavarını besliyoruz. Akıp giden zaman ve paslanan ruhun can çekişmeleri de cabası... Her gün binlerce ruh, sistemin yoğun bakım ünitelerinde can vermektedir. Diğer taraftan da algıları körelen beynimiz hırs uçurumunun kenarında bunalımın renkli bulutlarıyla gözlerini yormakta. Dünyanın büyük kesimi bu hengâmede savrulurken küçük bir güruh da bu tükenmişlikten kendine imparatorluklar kurmaktadır. Sonuçta teknoloji olarak en ileri çağda bulunan günümüz insanı, insanoğlunun diğer canlılardan en temel farkı olan “düşünmek” konusunda buzul çağına gerilemiştir. Cüzdanlar obezite sıkıntısı çekerken, beyin ve ruh bir lokma ekmeğe muhtaç haldedir. Şimdi bir düşünelim. Ne yapabiliriz? Bu soruyu sorarken bile gülümsüyorum. Beyin kıvrımlarım iltihaplarından kurtulmaya çalışırken, kafatasım sanki bir makine gibi ısınmaya başladı. Herkese tavsiye edilebilir bir uyanış yöntemi bence. Çözüm çok basit aslında; sisli ve kirlenmiş şehirlerin sokaklarında kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakmak. Masmavi bir fanus içinde sürekli dönen bir dünyamız var. Sadece o an için fizikî kurallarla açıklanamayan bu sistemi sorgulayalım! Bu güzel bir başlangıç olabilir. Sonra bir kez daha düşünelim. Çok küçük gelirler karşılığında zihnimizi ve bedenimizi köhnemiş düzene ve düzenbazlara sunarken böyle eşsiz bir sanat eserini yaratan sanatçıya karşı teşekkür olarak eserini anlayabilmek adına sorgulamak ve düşünmek fazla zahmetli bir iş midir? Kaldı ki materyalist bir yaklaşımla bile böyle bir “tesadüf” hakkında değil bir an binlerce gün düşünmeye değer… Sonuç olarak “bigbang” kavramını insan ekseninde yorumlayacak olursak düşüncenin ta kendisidir aslında. Bu patlama fikrin meydana gelmesini sağlar. Kimisi tesadüf der kimisi şaheser. Sonuçta eşsiz bir başlangıcın betimlemesidir. Bu pencereden baktığımızda düşünmek, insan olmanın başlangıcıdır. Evrensel bir dil kullanmak gerekirse, umarım bir gün hepimiz yeniden insana yakışan biçimde düşünmeyi başarabiliriz...

İletişime geç: dergi@seferidergisi.com

seferidergisi@gmail.com

Bizi TakipEdin

Tasarım  I  Adnan Tanır