HÜSEYİN KARACALAR

Hüseyin Karacalar'ın ilk şiir kitabı Mayıs 2015'te Ebabil Yayınları'ndan çıktı. Bu şiir kitabının adı “Cevapsız Aramalar”dır. Bu kitapta Hüseyin Abi'nin 18 şiiri vardır. “Annem ve babam için” ilk cümlesi ile açılıyor kitap. Bu kitaptaki şiirlerle ile ilgili bazı tespitler ve çıkarımlar yapmaya çalışacağım.

 

Fırsat Kuponu adlı şiirde Hüseyin Abi, geleneğe sarılıyor ve aynı anda da modern zamanların oluşturduğu yaralarla savaşıyor, onları ifşa ediyor ve insanlara bildiriyor. Geleneğe sarılmak diyorum çünkü bu şiirde fazlasıyla; kadim olan imgeler, hakikatler, söylemler var. Mesela “Habil ve Kabil'den kalma bir dava” diyor şair. İnsanın henüz iki kişi iken ortaya çıkan gel-gitleri, pişmanlıkları, nefsi, hasedi… Bize ait olan ve herkesi ilgilendiren hakikatlere yine şu şekilde dokunmuş Karacalar: “Tufandan önce başladı kalbimdeki yangın…”

 

Ve insanın kadim dostu topraktan, o bizim evvelki topraktan şöyle bahsediyor Hüseyin Abi: “Toprak âdem kokmuyor artık toprak terlemiyor, titremiyor.” Tam burada İsmet Özel'in “Yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa” dizesini hatırladım.

 

Dünya! Ne yalan söyleyeyim, şiirin üçüncü bölümünde de İsmet Özel'in Amentü şiirindeki bir dize zihnimi ziyaret etti: “Kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın…” Şair, Fırtına Kuponu şiirinin üçüncü bölümünde dünyaya verip veriştiriyor “İşte bu kadarsın be” diyor.

 

Cevapsız Aramalar'da sıkça rastladığım ve dikkatimi çeken bir durum var ki o da geçmiş, hatıra, anıdır. Hüseyin Karacalar için geçmiş ve anılar, gün geçtikçe içine örülüyor anlaşılan, gün geçtikçe kök salıyor içinde. Heyet Raporu adlı şiirinde geçmişle ilgili çarpıcı bir imge kuruyor ve diyor ki: “Geçmişin havlusuydu yüzümü sildiğim.” Yine üç dize sonrasında “Geçindim kumalar nasıl geçinirse öyle.” mısraı yer alıyor. Gerçekten hayranlıkla okuduğum dizelerdi. Geçmişle geçinmek, kuma geçintisi gibi. Geçmiş boynumuzda yağlı urgan, zaman ipine bağlanmış...

 

Hüseyin Karacalar, inanan şairin sesini çağıldıyor ve çoğaltıyor. Şiirlerinin bazı bölümlerinde Âdem aleyhisselâm ve bazı bölümlerinde Musa aleyhisselâm kıssalarından kesitler, ilhamlar, göndermeler görüyoruz. Mesela Çaresizlik İlahisi şiirinin “Tadını almadık hayatın oh şükürler olsun.” dizesi bana “Dünya müminin zindanıdır.” hadis-i şerifini hatırlattı.

 

Mümin... Bu kelime hemen yazılıverir belki ama ihtiva ettiği anlam apayrı bir "dünya"dır. Deryalar, çalkantılar, fırtınalar, ateşler... Hüseyin Karacalar bu dünyada seyrediyor ve Allah İzin Verirse adlı şiirinde: “Ölmeden önce ölmeyi bildim desem yüzüm kızarır.” diyor. Tasavvufî maceranın önemli basamaklarından kabul edilen ve tasavvufî terbiyenin özeti denilebilecek “Ölmeden evvel ölünüz.” hakikatini zikrettikten sonra şair, insan olmanın en mühim sonuçlarından olan ve insanı bir “mengene terbiyesi” ile olgunlaştıran günahın da hakkını şiirde vermiş.

 

Âdemoğluna dair harikulade tespitlerden biri olarak düşündüğüm ve zikretmeden geçemeyeceğim dizelerden biri de şudur; Cevapsız Aramalar'daki: “Ben bu kapıyı buldum ya / Bir veda ile merhaba dedim öptüm kulpundan.” İşte ustalıkla örülmüş bir özet dizedir bu. Bir veda ile merhaba demek; insanın, dünyadaki en işe yarar vedası ve en harika merhabasıdır.

 

Çağımızda İslamî hassasiyetler taşıyan söz sahiplerinin vazgeçmedikleri söylemler nedir diye soracak olsak herhalde ilk sıralarda ABD karşıtlığı gelir ve şükür ki gelir. Hüseyin Abi'de de bu karşıtlık vardır, bunu söylememe sebep olan dize Cevapsız Aramalar'daki şu dizedir: “Amerika'nın kendisine hayır dediğim hayallerim var.”

 

Kavga Nerede?

 

Lise Öğrencileri İçin Kitap Özetleri adlı şiirdeki şu dize üzerine birkaç cümle söylemeden ve buna dikkat çekmeden edemeyeceğim ki o dize şudur: “Ekmek için kavgaya tutuşmuş mübarek ellerim var.” Bu gerçekten inanan için cihattır. Ekmek için Allah için aşkla bu çağda ve her çağda -elbette çağlar Allah'ındır- namerde, puşta ve Allah'ın tüm düşmanlarına karşı; Allah'ın dostlarının safında, var gücümüzle ve elimizden geldiğince kavgaya tutuşmak mübarektir. Kavga içimizdedir ve her bir zafer dışımıza doğru açılır. Kavga içimizdedir ve en önemlisidir ve sonra yanımızdadır, haremimizdedir; sonra sesimizin ulaştığı yerlerde, sonra elimizin ulaştığı yerlerde ve sonra "buğz"umuzu çarptığımız yerlerdedir. Bu silsile kutsaldır ve gereklidir; kavgayı cihada tebdil eder, küfrü imana; kuru dövüşü kutsal bir muştuya... Bu kitaba göre Hüseyin Abi'nin tespit ettiğim önemli özelliklerinden birisi de modern zaman şairlerinde görülen; güncel mevzuları, alelade mevzuları şiire sokma ve onu imgesel olarak başarılı bir şekilde şiirsel söyleme evirebilme becerisidir ve bu aleladelikten bir mesaj verebilmesidir. Bahsettiğim durum Diş Plağı adlı şiirde kendini gösteriyor. Mesela şiirin başlığından hemen sonra diş doktorunun söylediği sözü başa taşımış Hüseyin Abi: “Uyumadan önce her gece / Bu plak üst dişlere geçirilecek.”

 

Diş Plağı oldukça uzun bir şiirdir, üç bölümden oluşuyor ve bölümlerin başlıkları sırasıyla “birinci diş sürtünmesi”, “ikinci diş sürtünmesi” ve “üçüncü diş sürtünmesi” şeklindedir. Bu şiirde gerçekle rüyanın birleşmesi, harmanlanması ustaca gerçekleştirilmiştir. Birinci sürtünmede siyasi nitelikte diyebileceğimiz sistem eleştirileri; ikinci sürtünmede başarılı bir batı-köpek benzetmesi var ki bu benzetme aklıma tahmin edebileceğiniz üzere Peyami Safa'yı getiriyor. Bu şiirde göze çarpan ve şiirin omurgasını oluşturduğunu söyleyebileceğim dizeler ise “Eşhedü desem bitecek kabus”, “Köpeğin ağzı kana bulanmış” dizeleridir.

 

Teşbih Taneleri şiiri, hem başlık olarak hem de içeriği ile kitabın lokomotif şiirlerinden bana göre. Fevkalade bir şiir. İnsan denilen varlığın, tasavvufî anlamdaki gurbet-vatan halini gördüm bu şiirde. Özellikle birinci bölümde insanın varoluş macerasından kesitler bulunuyor. Gerçeğe dönüşten; batıldan ve gündemden yüz çeviriş var yine bu şiirde. Bu şiiri, okurlarımızın yavaş yavaş ve sindirerek okumasını tavsiye ederim.

 

Bu yazıda bulunmazsa içime dert olacak bir dize var ki İleri Saat Uygulaması adlı şiirdeki o dize şudur: “Gecikmiş bir yarayı kabul etmez bir merhem.” Aman Allah'ım, belki de insan olan herkesin gecikme, geç kalma ile ilgili bir yarası vardır... Geç kalınca yaraya ve onun acısına değil, geç kaldığına dövünür insan...

 

Ayrıca İleri Saat Uygulaması adlı şiirin imgeleri, seçilen kelimeler ve dizilim biçimleri açısından İsmail Kılıçarslan şiirini akla getiriyor; yakın tarzlar olarak göze çarpıyor.

 

Dört Cevapsız Arama... “Yanlış bir sapana oynadı kuş beni yanlış bir ormana tercih etti.” “Kıblemi bildim kime kısmet demedim.” Bu iyi bir sevda şiiri tahmin

İletişime geç: dergi@seferidergisi.com

seferidergisi@gmail.com

Bizi TakipEdin

Tasarım  I  Adnan Tanır