Buralı Mısın?

NESİR - ABDULHAMİD YAZAR

 

Bu günlerde Türkiye, çoğu zaman olduğu gibi, ağır meseleleri yoğun bir biçimde tanımaya ve tanımlamaya çalışıyor. Gerçekten, bilhassa son beş yıldır Türkiye gündemi, çaplı ve derin mevzular üzerinden meydana gelmektedir. Bu mevzular, hem ferdî hem de içtimaî bakımdan hayatî önemi haiz şeylerdir. Kısaca belirtecek olursak bu mevzulardan birkaç tanesini sayabiliriz: Dinî ve itikadî meseleler, millî ve vatanî hususlar; bu temel meselelerden husule gelmiş bulunan kültürel, tarihî, edebî ve sanata dair meseleler… Dikkatinizi çekerim, şimdi kolayca saymış bulunduğumuz mevzular, bin yılda belki oluşan şeylerdir. Şaka değil, bin yılda oluşup toplumda doğru temeller üstüne oturabilen mevzulardır bunlar. Bu denli mühim bir içeriği ihtiva eden mevzular, takdir edersiniz ki üstün körü geçilecek şeyler değildir, üç beş dakika konuşulup halledilecek şeyler değildir.Tabii bunların yanında şunu tespit etmek belki de en mühim şeydir. Bu derin ve nitelikli mevzular, doğru bir zeminde ve doğru kişilerce analiz edilmeli ve aslına inilip izahı yapılması gereken şeylerdir. İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer tam olarak burasıdır. En son bu denli büyük mevzular hakkında üstün körü tartışıp bir sonuca vardığımızı zannettiğimiz zaman Tanzimat Fermanı'na rast gelir ki, bu terk-i medeniyet sillesini yedikten ancak yüz yıl sonra ayılmaya başlamışızdır…

Memleketimizde, önemi ifadeye sığmayacak çaptaki mevzular, ne yazık ki bundan bîhaber kimselerce konuşulup tartışılıyor. Keşke sadece konuşulup tartışılsaydı, bu fevkalâde mühim meseleler polemiğe alet ediliyor. İşte burada yine çok önemli bir durumu izah etmemiz elzemdir: Bahsettiğimiz derin ve ağır mevzuların polemiğe konu olması ve böylece münazaranın şahsî birtakım çekişmelere tebdil etmesi, o konuların anlaşılamaması gibi bir sorun ortaya çıkarıyor elbette, burası zaten malûm. Ancak bundan daha vahim bir neticesi de var bu durumun ki o da şudur: Bu derin ve ağır meseleler polemiğe konu olmakla birlikte, artık o mevzuların hakikati düşünülemez hale geliniyor ve ikinci sıraya itiliyor zihinlerde, belki doğal olarak, böylece “kafalar karışıyor!” Kafaların bu denli mühim mevzularla ilgili karışık olması öyle yenilir yutulur bir şey değildir. Bu belirttiğimiz mevzularda kafaların karışmasına, kafaların boş olması tercih edilir çünkü yarın bir gün bu derin ve ağır mevzuların hakikati arz edilmeye ve doğru zeminde anlatılmaya başlandığında, karışık kafalar, en iyi ihtimalle, bu hakikatten yüz çevirecekler ve kaçacaklardır. Burada ortaya çıkan ciddi bir hakikat de şudur ki, zaten memleketimizde, sermayesi (samanı) dışardan gelen ve bu sebeple amacı bu toprakları ve bu toprağın insanlarını kirletmekten başka bir şey olmayan birtakım kesimler (bilhassa medya) için en önemli şey kafaların karışması ve karışık kalmasıdır! Kafası karışık bir topluma ve millete daha başka bir bela gerekir mi?

 

Bu girişten sonra sözü, bu günlerde vuku bulmakta olan bazı “milletvekillerinin” gözaltına alınıp bazılarının tutuklanmasına getireceğiz. Elbette yazımızın yönü siyasî değildir. Yukarıda kısaca izah etmeye çalıştığımız, o büyük ve derin kavramlarla on yıllardır oynanmasından ötürü bugün ortaya çıkan bazı neticeleri tahlil ve teşhir etmeye çalışacağız. Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehdit etmesinden tutunuz da malî, ahlâkî, sosyolojik ve kültürel çok ciddi çapta yıkımlara ve kayıplara sebebiyet vermiş bulunan bir terör örgütü ile organik bağı bulunan ve bu bağı katiyeninkâr etmeyen, bilakis bilumum mecrada alenen ifade eden, hepsi aynı siyasî partiye mensup bazı milletvekilleri geçtiğimiz gün gözaltına alındı, kimisi buna müteakip tutuklandı. Elbette yapılan gözaltı ve tutuklamaların hukukî veçhi, bu girişimi yapan yargı erkinceicra edilmiştir. Bu ayrı bir konudur. Bunlara girersek yazımız gündeme dair çekişmelere ve sair boşlukta dolaşan söz dalaşmalarına(polemik) dönüşür. Şimdi işbu paragrafta belirtmiş olduğumuz “durum” üzerinden birtakım çıkarımlar yapacağız.

 

Söz konusu milletvekillerinin gözaltına alınıp akabinde tutuklanmalarını, toplumun büyük bir kesimi müspet olarak karşılamıştır. Zira söz konusu parti, milletimizin çoğunluğunun tâbi bulunduğu inanışa, yaşam tarzına ve diğer kültürel değerlerine aykırı duruşu olan bir siyasî partidir. Bunun en açık alametleri ve delilleri ise, bu partinin geçtiğimiz yıl ve içinde bulunduğumuz yıl içerisinde kamuoyundaalenen yapmış olduğu onlarca bildiri ve görüş beyanıdır. Bu konunun bir veçhi. Yazımızın asıl varmak istediği nokta ise, bu gözaltı ve tutuklamalar karşısında bir şekilde duruş sergileyen ve bu müdahale ve hukukî süreci neredeyse tanımamaları şeklinde zuhur eden zevatın zihnî yapılarıdır. Şimdi bu zihnî yapının söylemlerinden bir örnek “karşı duruşla” yazımıza devam edelim.

 

“Bu gözaltılar, demokrasiye ve özgürlüklere aykırıdır.” Bu karşı çıkış, diğer karşı çıkışlara kıyasen tahlile ve üzerinde düşünüp bir şeyler söylemeye en lâyık olanıdır. Bu tez ve görüşle söz konusu gözaltı ve tutuklamalara karşı çıkan zevat, ne yazık ki demokrasi ve özgürlüğe bir put gibi yaklaşmaktadırlar. Evet, bir puttur bu zevat için demokrasi ve özgürlük kavramları. Bakınız, bu zevatın hain olma ihtimallerini konu edinmiyoruz bile, sadece karşı çıkış tezlerini ele alıyoruz. Bu karşı çıkış, tam olarak demokrasi ve özgürlük kavramlarına ve bunun arka planında ve derininde “Batı medeniyetine” tapınmanın neticesidir. Bu tapınma bilinçli olmak zorunda değil, bilinçsiz ve şuursuz bir tapınma da olabilir… Bu tapınmayı meydana getiren asıl şey elbette salt günümüzle ilgili değildir. Bu tapınmanın başlangıcı ve kökleri son Osmanlı devrine kadar gider. Bu tezle gözaltı ve tutuklamalara karşı çıkan zevat, aslında şunu söylüyor: “Siz bizim, tanrımızdan bize kutsal bir emanet olarak bırakılmış olan şeylere(kavramlara) el uzattınız, uzatıyorsunuz.” Bu sebeple, söz konusu gözaltı ve tutuklamaları başka hiçbir vecihten göremiyor ve düşünemiyorlar. Nasıl düşünsünler ki, onların en büyük ve mühim kutsallarına el uzatılmıştır. Şu andan itibaren söz konusu zevattan akla ve mantığa uygun bir tepki beklemek safdillik olur…

 

İşte, yazımızın başlangıcında değinmiş olduğumuz “o derin ve ağır” mevzulara bilinçsizce dokunulup onları zihin dünyamızdan silip, onların yerine ithal bazı kavramların ve tatbikatların yerleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan akıl ve ruh durumumuzdan cüzün cüzü mesabesinde bir durum. Neden böyle diyoruz, bakınız, yukarıda belirttiğimiz “Bu gözaltılar, demokrasiye ve özgürlüklere aykırıdır” söylemiyle gözaltı ve tutuklamalara karşı duran zevata soracak olsanız bu memleket için canımı veririm diyenleri olacaktır. Bu memleket benim memleketim diyeceklerdir kimisi. Bu memleketin iyi olması için belki gece gündüz çabalamaktadır da bazıları, kendilerince… Maalesef, o derin ve ağır kavram ve tatbikatlarla umarsızca uğraşarak onları katletmek, bu kadar feci sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Buralı olduğunu zanneden söz konusugüruh, çok basit bir biçimde akıl ve mantık melekelerini devreye sokup şu çıkarımı yapamıyor: “Bu gözaltı ve tutuklamalar, benim memleketime kast eden bir terör örgütünün siyasî koluna yapılmıştır ve bu işten memleketim fayda görecektir.” Bakınız, bu çıkarım, aklı ve zihni ve elbette kalbi “yerli” olarak kalabilmiş kimseler için oldukça basit bir şeydir. Ancak aklını, zihnini ve maalesef kalbini batıya teslim etmiş kimseler, böylesi apaçık durumları dahi yerli bir usulle analiz edememeye mahkûmdurlar. Çünkü onlar buradan, toprağından bakmamaktadır gelişmelere, daha doğrusu bakamamaktadır… Doğru zaviyeden bakamayınca da doğru sonuca ulaşılması muhaldir. Bu kimselerin hali, evi yanmakta olan bir ailenin çocuk ferdinin, evin içerisinde kalmış olan bir oyuncağının derdine düşmesine benziyor. Evlerinin(vatan) yanıyor oluşu, onca eşyalarının(millî ve kültürel değerlerimiz) kül olması, oyuncaklarına(üç kuruşluk ithâl değerler) olan düşkünlükleri sebebiyle, gözlerine görünmez…

 

En nihayetinde ortaya şu hakikat çıkmaktadır: İnsanımız, siyasiler, yazarlar, edebiyatçılar, düşünürler ve toplumun diğer bütün kesimleri, her açıdan ama her açıdan yerli ve millî bir noktada durmadıkça, duramadıkça, biz, bizce hayatî meselelerde dahi nerede duracağımızı kestirememeye mahkûmuz. Allah Teâla, bu necip milleti, merhametiyle muhafaza buyursun. Gayret bizden, tevfik Allah'tan…

İletişime geç: dergi@seferidergisi.com

seferidergisi@gmail.com

Bizi TakipEdin

Tasarım  I  Adnan Tanır