Anlam Deyince

NESİR - ERTUĞRUL GAZİ DEMİR

 

Bir sözü yahut bir metni anlamak ne demektir? Anlamak için ne gereklidir? Anlamanın nesnel koşulları var mıdır? Birçoğumuz diğer insanlarla olan iletişimimizden tutalım da ferdî olarak yaptığımız okumalardan, katıldığımız konferanslardan ve benzeri faaliyetlerden birçok anlam çıkarırız. Her şeyden bir “anlam” elde ederiz yahut ettiğimizi düşünürüz. Peki ya anlamak dediğimiz şu anlam'a ulaşmak için ne kadarlık bir gayret sarf ediyoruz? Anlamak eyleminin insanlık tarihinde birtakım nesnel koşullara bağlanmış olabileceğini hiç düşündük mü?

 

“İnsanlar yalancıdır, Akif de bir insandır, öyleyse Akif de yalancıdır” dediğini düşünün bir arkadaşınızın size. Bu sözden ne anlarsınız? Sizce bu söz tutarlı bir söz müdür? Arkadaşınızın ifadesinde bir çelişki olabilir mi? Günlük hayatta birçok insanın bu ve buna benzer cümleler kurduğunu işitiriz. Bu nevi sözler sarf edilirken ifadenin anlamına dair bir düşünme eylemi icra edilmez belki de edilemez. Zira sözün tutarlılığını gözetebilecek, ölçebilecek bir düşünsel sistematik bilmiyoruz. Sözün anlamının nesnel koşullarının olabileceğini bilmiyoruz. Hâlbuki klasik mantık ilmi bu işe yarardı. Medreselerde okutulan genel ilimlerden bir tanesiydi. Bütün ilim dallarındaki talebelere ilm-i mantık tedris edilirdi zira mantık ilmini bilmeyen âlimin sözüne de ilmine de itibar edilmezdi.

 

Anlam deyince hepimiz “peşinen anlarız” genelde. Anlam sözcüğünün kendisi üzerinde dahi bir anlama gayreti göstermeyiz. Bu işin çok basit bir şey olduğu hükmü zihinlerimizde yatar. Peki, gerçekten de anlamak eylemi zannedildiği kadar basit bir şey midir? Şimdi, Dücane Cündioğlu'nun “Anlamın Buharlaşması ve Kur'an” adlı eserinden mülhem, bir sözü yahut bir metni anlamanın ne demek olduğunu izah etmeye çalışacağım.

 

Dücane Cündioğlu mezkûr eserde, “muvâdaa ve kast-ı mütekellim” başlığı altında, anlamak konumundaki öznenin iki temel veriye sahip ve hâkim olması gerektiğini söyler; birincisi, anlamanın kendisinde gerçekleşeceği dilin genel yapısı, ikincisi ise sözün sahibinin muradı. Evet, anlama eyleminin iki temel nesnel koşulunun bunlar olduğunu düşündüğümüzde, bir sözü yahut metni anlayabilmenin o kadar da kolay bir şey olmadığını kabul etmiş sayılıyoruz. Mesela bir kimsenin, herhangi bir dilde ortaya koyduğu bir edebi eseri anlayabilmek ne derece mümkün olabilecektir dersiniz? Bu eserin birde altı asır evvel yazılmış olduğunu düşünün… Gerçekten de o metin için, ben bu metni tastamam anladım diyebilmek büyük bir iddia olacaktır!

 

Bir metni anlamak için, iki temel nesnel koşuldan birincisi olarak zikredilen “metnin dilinin (muvâdaa)” genel yapısı hususunu ele alalım. Bir dilin genel yapısını bilmek, o dilin gramer bilgisini biliyor olmak, o dilin kelime havzasını biliyor olmak, o dilin deyim, mecaz, günlük kullanım şekillerinin yanı sıra dilin geçmişine dair de bir şeyler biliyor olmak şarttır. Metnin yazılmış bulunduğu yüz yılın sosyal ve kültürel yapısını bilmeden, o kelime ile tam olarak neyin kast edilmiş olduğunu bilebilmek muhaldir. Örneğin, x dilinde üç yüz yıl evvel yazılmış bulunan bir eseri okurken “yyyy” şeklinde bir kelime görüyorsunuz. Eseri okuduğunuz zamanda “yyyy” kelimesi ne anlama geliyor ise siz metinde kast edilen anlamın da bu olduğunu peşinen kabul etmiş olacaksınız. Hâlbuki hakikat hiç de böyle olmayabilir. Dilin dinamik yapısı ve değişkenliği düşünüldüğünde söz konusu tabir zamanla bambaşka bir anlamdan günümüz anlamına evirilmiş olabilir. Sizin o tabiri anlayabilmeniz için dilin geçmişini bilmeniz de şarttır.

 

Bir sözü yahut metni anlayabilmenin nesnel koşullarından ikincisini ele alalım; “kast-ı mütekellim” yani kelâm sahibinin sözden/metinden muradı. Tabii burada sözün sahibinin muradının mutlak anlamda anlaşılıp anlaşılamayacağını düşünmemiz gerekir. Böyle bir şey mümkün müdür? Bir metnin müellifinin muradının tamamıyla anlaşılabilmesi olanak dâhilinde midir? Bu sorunun cevabını mutlak manada verebilmek zordur ancak kanımca böyle bir şey pek mümkün görünmemektedir. Mütekellimin kastının mutlak manada anlaşılabilmesinden ziyade kelâm sahibinin muradına anlam bakımından yaklaşabilmek gerekiyor. Bu yaklaşma girişimi ise zor bir şeydir.Kelâm sahibinin sözden/metinden muradının anlaşılabilmesi için, sözün/metnin söylenmiş/yazılmış olduğu dilin yapısının bilinmesi yeterli olmayıp, artık burada devreye kelâm sahibinin metni kaleme almış bulunduğu devrin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal ve buna benzer içtimaî her vecihten bilgisini haiz olmak gereklidir. Ayrıca kelâm sahibinin şahsî yapısına ve ruhî vaziyetine ve sair cümle ahvâline az çok vâkıf olabilmek gereklidir. Aksi halde sözün sahibinin muradını sağlıklı bir şekilde anlayabilmemiz olanak dışıdır.

 

Kast-ı mütekellimi anlayabilmek zordan bile zordur. Zira anlamlandırma çabasının öznesi konumundaki muhatap, sözü/metni anlamlandırma çabası içerisinde iken adeta mevcut sözü yeniden manalandırmaktadır zira “yorum” işin içine dâhil olmaktadır. Yorum, yeni baştan bir anlamlandırmadır âdeta. Nesnel koşullar olmaksızın, bu nesnel koşulları göz ardı ederek mütekellimin kastının ortaya çıkarılabilmesi ender muhal enderdir.

 

Bir sözün yahut metnin anlaşılabilmesi için, Dücane Cündioğlu'nun adı geçen eserinde klasik ilimlerden müstefid ifade ve izah etmiş olduğu nesnel koşulları muhtasar olarak belirttikten sonra, bir sözün anlaşılabilmesinin o kadar da basit bir şey olmayabileceğini anlamış olduk. Sözün yahut metnin, hele ki bu söz/metin yıllar öncesine dayanmakta ise, gerçek anlamına inebilmek ve bu anlamına ulaşabilmek için çok ciddi bir araştırma ve işçilik sürecinin bizi beklediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Peki ya açıklamaya çalıştığımız anlamanın nesnel koşullarını göz ardı ettiğimizde bizi ne beklemektedir? Anlamanın nesnel koşullarını, anlamlandırma sürecimizin dışında tutarak bir anlama gayretine girdiğimiz vakit sözü/metni anlayabilecek miyiz?

 

Müellifimize göre bu nesnel koşullar anlamlandırma sürecinde bulunmadığı takdirde, “anlam buharlaşır.” Anlam buharlaşması ne demektir? Bir örnek ile anlatalım. Dücane Bey, sözün sahibinin muradı dikkate alınmaksızın anlam tayin edilmeye çalışıldığında aslında burada bir anlam tayin etme fiili değil, “anlam çoğaltma” fiili icra edilmektedir der. Bu takdirde ise “anlatılmak istenen(murad)” kaybolur ve ortalığı “anlaşılmak istenen(ler)” (vehimler) sarar. İşte böylece, anlamanın nesnel koşullarından bir tanesi göz ardı edildiğinde, anlamlar arasında anlam yiter gider…

 

İnsan, hayatında yaşadığı problemleri ve çıkmazları düşünecek olsa, hiç azımsanmayacak kısmının “anlamak” dediğimiz şeyle alâkalı olduğunu görecektir. Bazen kendisinin söylediğinin en yakınlarınca anlaşılmamış olduğundan yakınılır, bazen kendisine söylenen şeyi anlamlandıramadığından yakınılır. Yanlış anlamalar yüzünden sönen ocaklar, sona eren dostluklar, ardı arkası kesilmeyen kavgalar… Anlam, işte böyle bir yitik hazinesidir insanoğlunun! Onu bulabilmek için yorgun da düşecek olsa bundan asla vazgeçmemelidir; aksi halde anlamı bulamayacak ve anlamsızlıklara düçâr kalacaktır…

 

 

Dipnot:

*Yazıyı yazarken istifade ettiğim eser,

Anlamın Buharlaşması ve Kur'an, Dücane Cündioğlu,

Kapı Yay. 5. Baskı, 2011

İletişime geç: dergi@seferidergisi.com

seferidergisi@gmail.com

Bizi TakipEdin

Tasarım  I  Adnan Tanır